Telefon
WhatsApp
12-17-26 Nisan, biz ve babam Feyzullah Aktan…

Kaleminize ne kadar güvenirseniz güvenin, bazı yazıları yazmak zordur.

Yıllar önce, “Çalınmadan açılan bir kapıydı babam, kapandı artık!” demişti şu an adını hatırlamadığım bir yazar, babasını kaybettiğinde…

Babam Feyzullah Aktan için de bu tanım geçerli miydi? Evet. Sadece O, biraz daha zor açılan bir kapıydı belki. Ya da bana öyle geliyordu. Muhtemelen bu da, doğar doğmaz kendimizi matbaada bulmamızın, hayat boyu da aynı işi birlikte yapmış olmamızın getirdiği, belki yanlış kurgulanmış bir meslek yaşamından kaynaklanıyordu. Netice itibarıyla hayat bir defaydı, provası yoktu, her şeyi yanlış yaşamış da olabilirdik!

Ne ki, o hep orada olduğunu bildiğimiz bir kapı vardı ve kapandı…

* * *

Aslında, babam için de kendim için de hayalim; öldüğümüzde, ÖNDER Gazetesi’nin önünde bir törendi.

İçinde hangimiz olursak olalım, o bedeni taşıyan sandık, 1975’ten beri ÖNDER Gazetesi’ne mekan olmuş, her gün binlerce kişinin camındaki gazeteyi okuduğu o matbaanın önüne gelip, eskiden İnönü Caddesi, şimdi ÖNDER Gazetesi’nin varlığından adını alarak Önder Caddesi olan o noktada uğurlansındı…

Hangimiz gidersek, birimiz diğeri için bir konuşma yapsındı; o hayatımızı verdiğimiz, gece gündüz, hafta sonu, bayram seyran demeden neredeyse her günümüzün en az 15-16 saatini yoğun emekle geçirdiğimiz o kutsal çatının önünde… Olamadı.

İdealimse; kimin kimden önce öleceği belli olmasa da, eğer ben babamdan sonra hayatta kalırsam, ölene kadar ÖNDER Gazetesi’ni yaşatmaktı. Bu yüzden annemin bütün ısrarlarına rağmen hukuk fakültesini değil, şimdiki adıyla iletişim fakültesini seçmiştim. Hatta kandırmıştım annemi. Üç dört tane hukuk fakültesi yazıp (O zamanlar, apartman altlarına kurulup pırasa gibi çoğalan tabela üniversiteleri yoktu; Ankara, İstanbul ve bir de Ege Üniversite hukuktu sanırım yazdıklarım), en üste de puanı onlardan daha düşük olan Basın Yayın Yüksekokulu’nu yazınca, sıralamada ilk olduğu için Gazi Basın Yayın’a girmiştim (Bunu ilk kez itiraf ediyorum anneciğim, affet). Okul bitince de, babamın o zamanlar Hürriyet’in köşe yazarı olan dostu İsmet Solak aracılığıyla Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda ayarladığı işi reddedip Keşan’a dönmüştüm. Üniversiteye giderken belirlediğim hedefim, okul bitince de net ve tartışmaya kapalıydı!

Doğru mu yaptım? Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim! Çünkü hayatımızın her anı en az iki seçenekten oluşan yollardan ibaret ve biz sadece seçtiğimiz yolun bizi nereye götürdüğünü yaşayıp görüyoruz ne yazık ki (ya da ne iyi ki.. bakışa bağlı). Diğer seçeneklerden birini seçtiğimizde varacağımız nokta meçhul ve her zaman öyle kalacak!

Sınıf arkadaşlarımın birçoğu, sizin şu an televizyonlarda gazetelerde gördüğünüz, izlediğiniz, okuduğunuz tanınmış gazeteciler oldu. Bazıları benzer çizgilerde, bazıları farklı çizgilerde, bazıları yıllarca hapis yatarak, bazıları yandaş olup hayatını kurtararak, bazıları mesleğin yanısıra aynı zamanda milletvekili ve parti yöneticisi vs. olarak…

* * *

Yakın zamanda bir arkadaşımın sorduğu soru geliyor aklıma… “Hadi ulusal basını anladık, yerel basın ne işe yarar?”

Ciddi mi şaka mı söylediğini sormadan sadece gülümseyerek geçtiğim ve cevap vermediğim bu soru aslında toplumun genel/yerel basına bakışını yansıtması açısından önemliydi aslında. Diğer taraftan, yerel basının da özeleştiri yapmasını gerektiren bir soru… (Bu genel/yerel basın meselesi, benim için çok geniş ve can sıkıcı bir konu. Hele bir de yerel basına ‘Anadolu Basını’, genel basına ‘Ulusal Basın’ diyenler yok mu!!! Neyse, bu başka bir yazının konusu!)

Bu sorudan yola çıkarak, ÖNDER Gazetesi’nin Kurucusu babam Feyzullah Aktan, gazeteye doğup hayatımızı bu işe veren abim Oğuz Yaşar Aktan ile ben ve ÖNDER Gazetesi özelinde konuşacak olursak; BİZ, ülke genelinde tanınmış kişiler olmasak da (ki hiç öyle bir hevesimiz olmadı), hayatımız boyunca bulunduğumuz konumu asla kendi çıkarımız için kullanmadan, kalemimizi satmadan, tehdit baskı ve saldırılara aldırmadan, yaptığımız işin ekonomik boyutunu hiç düşünmeden, sadece toplum yararına çalışmış insanlar olarak, yerelde de bazı şeylerin yapılabileceğini gösterdik diye düşünüyorum. Tabii ki bunun amiral gemisi, Kepirtepe’den bu yana hayatı toplum yararına mücadeleyle geçmiş, bunun için hapis yatmış, hayatı çilelerle geçmiş olan Feyzullah Aktan’dı.

* * *

Doğup kendinizi bilir hale geldiğinizde; evinizde Kültür Bakanlığı klasikleri de dahil yüzlerce kitap bulunan bir kitaplık, evin hemen altındaki matbaada hurufatlar ve mürekkep kokusuyla hayata başlayıp, ilk oyuncaklarınız kumpaslara dizdiğiniz kurşun harfler (kimilerininki kurşun askerdir, değil mi!) ve daktilo olunca, zaten başka bir yol seçmeyi çok düşünmüyorsunuz!

Tabii her şey gibi bunun da bedelleri var. Böyle büyük bir çınarın gölgesinde büyümek bir taraftan sizi korur ve önünüzde bir idol oluştururken, diğer taraftan o koyu gölgeyi sırtınızda taşımak da her zaman kolay değildir; sürekli olarak daha fazla çaba göstermenizi, daha fazla kendinizi geliştirmenizi, yaptığınız işin en iyisini yapmanızı, ülkenin değilse de yerel toplumun gözü önünde bulunduğunuzu bilerek yaşamanızı ve birçok şeyden feragat etmenizi gerektirir.

* * *

12-17-26 Nisan’a gelince…

Ortadan başlarsak; babamız, nasıl ki bizi biz, ÖNDER Gazetesi’ni Keşan ve bölgenin tarihi yaptıysa, Feyzullah Aktan’ı Feyzullah Aktan yapan da, Lüleburgaz’ın Çengelli Köyü’nde 3 yıl Eğitmenli Okulda okuduktan sonra girdiği Lüleburgaz/Kepirtepe Köy Enstitüsü’dür.

17 Nisan 1940; halkın aydınlanması, üreten gelişen ve refah içinde bir ülke idealiyle kurulan, eğitim verdiği süre içinde bunu başaran, ancak halkı teba olarak gören toprak ağalarına kurban edilen Köy Enstitülerinin kuruluş tarihidir.

26 Nisan 1962, babam Feyzullah Aktan’ın, Kepirtepe’den birlikte ayrılıp evlendikten ve 2,5 yıl haksız yere cezaevinde yatıp beraat ettikten sonra (Yakın tarihteki Ergenekon gibi davalarla çok benzerlik gösteren ve bu tür kumpasların ilki olan, Köy Enstitülerine çamur atmak ve kapatmak amacıyla organize edilen 1953’teki bu davayı; Feyzullah Aktan, “Köy Enstitülerinin Kapanış Öyküsü / Domuz Dolabı” kitabında tüm belgeleriyle anlatmıştır. Bu kitabı edinmek isteyen herkese ücretsiz olarak ulaştırabiliriz.) babamla birlikte her çileyi hiç şikayet etmeden çeken annem Ümmü Aktan’la birlikte kurduğu ÖNDER Gazetesi’nin doğum günüdür.

Bugün (26 Nisan 2026), ÖNDER, 64 yaşını tamamlayıp 65’inci yayın yılına giriyor. ÖNDER Gazetesi’nin basılı yayını 2019’da sona erdiyse de, sözümü tutmaya devam edip, elim ayağım beynim elverdiği sürece www.ondergazetesi.com.tr adresli web sitesi ve bağlı sosyal medya kanallarımızda yaşatmaya devam edeceğim.

12 Nisan 2026… Bu iki güzel tarihin ardından, yine bir Nisan ayı… Ne yazık ki, bu kez güzellikle gelmedi. Sevgili babam Feyzullah Aktan’ı 12 Nisan 2026 Pazar günü kaybettik, 13 Nisan 2026 Pazartesi günü, 2008’de vefat eden sevgili annem Ümmü Aktan’ın yanına yatırdık. Ki, 18 yıldır istediği en büyük şey buydu! Mekanları Cennet olsun!

* * *

“Bazı yazıları yazmak zordur” demiştim girişte…

Dolayısıyla, belki biraz dağınık ve mutlaka çok eksik bir yazı olduğunun farkındayım.

Örneğin ablamdan hiç bahsetmemişim… Çok şükür bizim mesleğe bulaşmadan, Yine bu aile ortamında yetişip, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu, önce “insan”, başarılı ve sevilen bir doktor oldu.

Başlangıçta yıllarca annemizin, annemizi kaybettiğimiz 2008 yılının aynı aylarında beyin kanaması geçirerek yatağa bağlı kalan eşi Şair/Yazar Dr. Mustafa Esim’in (Edebiyat dünyasında bilinen adıyla Tuğrul Asi Balkar’ın) ve sonrasında da babamız Feyzullah Aktan’ın üzerine titreyerek, hayatını, hastalarıyla birlikte onların sağlıklarına verdi, kendi sağlığını bile düşünmeden, aynı zamanda bize de kol kanat gererek… Emeği ödenemez! Hakkını helal et ablacığım Dr. Gülder Esim...

Ve bu bir anlamda bir büyük aile yazısı olduğuna göre; ne yazık ki yüzlerini hiç göremediğim, ben doğmadan dönemin koşulları nedeniyle küçük yaşlarda bu dünyadan ayrılan, başta ÖNDER Gazetesi’ne adını veren abim Önder’e, abim Öcal’a, ablalarım Gülten ve Gülbahar’a Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları Cennet olsun! Onlar da yaşamaya devam edip 7 kardeş olsaydık hayatımız nasıl olurdu acaba? (Cevabı bilinemeyecek soruları sorma!) Şimdi, annem ve babamla buluştuklarını düşünmek huzur veriyor.

* * *

Sona gelirken; sevgili babamız Feyzullah Aktan’ın vefatı nedeniyle, her şekilde yanımızda olan herkese ailem adına sonsuz şükranlarımızı sunuyorum.

Cevap vermekte eksik kaldığımız, teşekkür ilanlarında atladığımız mutlaka pekçok kişi var eminim, haklarınızı helal ediniz…

* * *

Evet, bugün 26 Nisan… Hayat boyu kendi doğum tarihimden fazla önemsediğim bir doğum günü… Gazetenin basılı yayınının artık olmaması, o matbaa kokusunu artık içime çekememek ve hayatımda ilk kez babamın yokluğunda bu tarihi yaşamak acı verse de; 26 Nisan, tüm okurlarımıza, yazarlarımıza, yıllarca matbaada emek veren mesai arkadaşlarımıza, Keşan’a ve tüm ÖNDER dostlarına kutlu olsun!

Saygı ve sevgiyle…

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!